blog Makale

Tarihimizdeki Depremler

2020 yılı pek de iyi haberlerle gelmedi. Avustralya orman yangınları, Avustralya’daki develerin aşırı su tüketiminden dolayı katledilmeleri, Coronavirüs salgını ve son günlerdeki sıkça yaşadığımız gündemimize bomba gibi düşen deprem felaketi.

Deprem maalesef ülkemizin bir gerçeği. Bu gerçeğin tarihimizdeki izlerine kısaca bakalım.

Ülkemiz gerek coğrafi konumu gerekse tabii kaynakları itibariyle olağanüstü güzelliğe ve zenginliğe sahip olmakla birlikte bahsettiğimiz gibi maalesef önemli bir deprem kuşağı üzerinde yer almaktadır. Bu nedenle tarihin çeşitli dönemlerinde büyük deprem felaketlerine sahne olmuştur.

Bizim kuşağın hatırladığı ve unutamadığı 17 Ağustosta binlerce insanımızı kaybettiğimiz büyük felaketle birlikte, geçtiğimiz günlerde yaşadığımız Elazığ, Malatya depremleri ülke gündemini birden değiştirirken diğer yandan da tarihteki yaşanılan depremler yeniden araştırılmaya başlanmıştır.

Anadolu’nun İslamlaşmasından bu yana atalarımız başta Erzincan olmak üzere Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde binlerce insanı kaybetmemize neden olan büyük deprem felaketleri yaşamıştır. Hatta depremlerin nerede, nasıl, ne zaman olacağı bilinmeyen büyük tabii afetler olmaları ve adeta kıyameti andırmaları sebebiyle ‘’ Kıyamet-i suğra’’ ( küçük kıyamet ) olarak tanımlanmışlardır.

1509’da İstanbul’da büyük tahribata yol açan ve kıyamet-i suğra tanımlamasıyla tarih kaynaklarında yerini alan depremin 1000’in üzerinde evin yerle bir olduğunu ve 5000 kişinin hayatını kaybettiği kaydedilmiştir.

Sultan II. Bayezid devrine rastlayan bu felakette, Eğrikapı ile Yenikapı arasında bulunan surların yıkıldığı, Fatih Camii’nin kubbesinin çöktüğü, Sahn medresesinin de önemli ölçüde hasar gördüğü belirtilmekte, ayrıca 100’den fazla cami ve mescidin de harap olduğu notları düşülmüştür.

1509 depreminde 65 gün içerisinde şehrin yeniden imar ve inşa edildiği kaydedilmiştir. Bazı tarih kaynakları bu inşaadan sonra İstanbul şehrinin artık Bizans karekterinden sıyrılıp Türk-İslam mimari karekterine büründüğüne değinmektedirler.

Marmara Bölgesinde yaşanan 1894 depremi hemen hemen 17 Ağustos 1999 depremi ile aynı bölgeyi kapsamaktadır. Yalnız 1894 depreminin merkezi İstanbul açıklarında adalar mevkidir ve en büyük tahribatı İstanbul’da yaratmıştır.

1894 İstanbul depreminde birçok anıtsal yapı zarar görmüştür.

Sultan II. Abdulhamid tarafından deprem sonrası Atina Rasathanesi Müdürü D. Eginitis’i davet edip bir deprem raporu hazırlatır. Ayrıca bu deprem sonrasında İstanbul Rasathanesi’ne Avrupa’dan bazı aletler satın alınması istenir.

D. Eginitis öncülüğünde İstanbul Rasathanesi Müdürü Coumbary ve yardımcısı Emile Lacoine’nin hazırladığı teknik deprem raporunda depremin 10 Temmuzda öğle vakti 12.24’te olmuş ve 18 saniye sürdüğü belirtilmektedir.

D. Eginitis tarafından hazırlanan deprem raporu tercümesi

Raporda İstanbul’daki bu depremin çok büyük hasar yarattığı ve zarar görmeyen binanın kalmadığına değinmektedir. Deprem Heybeliada ve Kınalıada’da daha şiddetli olmuştur. Buradaki Ruhban Okulunun yıkıldığına değinmektedir.

D. Eginitis bu rapor dışında bir de deprem haritası hazırlamıştır. H. Kiepert haritasının üzerinde deprem bölgelerini tespit eder.

Adapazarı’ndan Çatalca’ya kadar 175 kilometre uzunluğunda bir bölgede doğu-batı istikametindeki fay hattı üzerinde yer yer yarıkların ortaya çıktığı görülmüştür.

1894 İstanbul depreminde Kapalı Çarşı civarındaki Çilingirler Sokağında yıkılan binalar

Resmi kayıtlara göre İstanbul ilinde 474 kişi öldü, 472 kişi yaralanmıştır.

1894 İstanbul depremi su kuyularına, su bentlerine ve su kemerlerine zarar vermiştir. Bunun sonucunda İstanbul’da temiz su sıkıntısı baş göstermiştir.

Deprem sırasında telgraf hatları koparak telgraf ve Posta Nezaretinin sevk ve haberleşme merkezi noktaları harap olmuştur. Bundan dolayı İstanbul çevresindeki köy ve kazalarda iletişim kurulamayıp durum hakkında bilgi sahibi olunamamıştır.

1894 İstanbul depremi Kapalı Çarşı kuyumcular tarafı

Bu olay aslında yakın tarihte 2019’da olan deprem ile sonuçsal bakımından ortak bir özellik gösteriyor. Hatırlarsanız 2019’da yaşadığımız yıkım ile sonuçlanmayan depremde GSM operatörleri hizmet verememiş, iletişim kurulamayıp haberleşme sağlanamamıştı.

1894 depremi sırasında en fazla zarar gören yerler Adapazarı, İzmit, Gebze, Kartal, Adalar, Üsküdar, İstanbul ( Sur içi ), Büyük ve Küçükçekmece, Çatalca, Yalova, Karamürsel ve Sapanca olarak belirtilmiştir. Ancak Adapazarı, İzmit ve Sapanca’nın sahil ve düz alanlarında bugünkü gibi yoğun yerleşim olmaması ve binaların ahşap olmasından dolayı felaketin boyutu çok yüksek olmamıştır.

1894 İstanbul depreminden bir fotoğraf karesi

Depremlerin önceden bilinmesinin bilimsel olarak mümkün olmadığı ve önlenmesinin de imkan dahilinde olmadığı günümüzde depremlerle yaşamaya alışmak durumundayız.

İnsanların ölümüne sebep olan şeyin depremler değil binalar olduğu iyice kavranarak günümüzde ve tarihte yaşanılan deprem felaketlerinden yeterince ders alınırsa bu felaketlerin yol açacağı zararları da en aza indirmek mümkün olacaktır.

Milletimizin bir daha böyle felaketler yaşamaması dileklerimle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.